Post-Apokalips Senaryolar ve Hayatta Kalmak

Post-Apokalips Senaryolar ve Hayatta Kalmak

Post-Apokalips Senaryolar ve Hayatta Kalmak
Post-Apokalips Senaryolar ve Hayatta Kalmak
 class=

Son Geri Sayım: Apokalips Senaryolar ve Hayatta Kalmak

Hayatta Kalmak, bu konu genelde doğa ile ilgilenen kişilerin sıklıkla kullandığı bir terimdir. Ancak Postapokaliptik senaryolar ve komplo teorileri ile ilgilenen kişilerinde sıklıkla kullandığı bu terim için anlatılması gereken çok şey var. İstek üzerine bu kurgu dünyalarda yaşanacak durumları ve hayatta kalma konusunu işleyeceğiz.

Hayatta Kalmak çok genel bir tanımdır ve birçok şeyi içinde barındırır. Hatta son zamanlarda popüler hale gelen Bushcraft Doğa aktivitelerinden Doğada Hayatı İdame Disiplini olarak bahsedilmesi, işi bilen uzmanlar ve bu konularla ilgili araştırma yapmış deneyimli kişiler tarafından haklı olarak tepki gördü. Çünkü hayatta kalmak sadece doğada hayatta kalmakla sınırlı değildir. Az önce de bahsettiğimiz gibi birçok konuyu içinde barındırır.

Giriş

Bireysel ve Grup olarak Hayatta Kalmak olarak iki durumda değerlendirilmesi gereken, tamamen bilgi, beceri, teknik, dayanıklılık gibi konuları içinde barındıran bir disiplindir. Bazı nedenlerden dolayı içine düştüğünüz durum karşısında ne yapmanız ve ne yapmamanız gerektiğini bilme durumu sizin hayatınızın süresini belirlemektedir.

Ed Stafford (İngiliz kaşif, yazar ve asker)

Bizde Buschcraft Okulu olarak son dönemlerde Popüler hale gelen Hayatta Kalmak ve Postapokaliptik Senaryoları ile ilgili bir seri hazırlamaya karar verdik. Hazırladığımız bu seri ile sizlere Hayatta Kalma Disiplininin ciddiyeti ve Postapokaliptik bir dünyanın içinde bulunan zorluklarından yüzeysel bahsederek bu iki konuyu mümkün olduğunca sade bir biçimde size aktarmayı hedefledik. Çünkü Apokalips Senaryoları araştıran birçok kişi hayatta kalma eyleminin film ve dizilerde anlatıldığı Ütopik durumlar dâhilinde olduğunu düşünmekte. Diğer yandan Hayatta Kalmanın sadece doğada olabileceğini düşünenler de var. O zaman kahvelerimiz hazırsa yazımıza başlayalım ve bazı uzmanlar tarafından ön görülen Postapokaliptik senaryoları inceleyelim. Ayrıca bu senaryolar içinde Hayatta Kalmanın zorlukları ve bizi bekleyen tehlikeleri de ele alalım.

Baştan söylemekte fayda var bu yazıda okuyacağınız senaryolar Ütopik konulardır. Araştırma yapan bazı uzmanlar ve Komplo Teorisyenlerinin sunduğu bu senaryoların içinde bizi bekleyen zorlukları ele alarak kısaca hayatta nasıl kalabiliriz bunları inceleyeceğiz.

Jüpiter Etkisi

Gezegenlerin sıralanması.

John Gribbin ve Stephen Plagemann‘ın 1974 tarihli kitabı ‘Jüpiter Etkisi‘, dünyanın sonunun güneş sistemi gezegenlerinin hizalanmasından geleceğini öngördü. Bazı uzmanlarda kitapta bahsedilen 10 Mart 1982 tarihli  San Andreas Fayı‘nın hareketlenmesinden sonra devamının geleceğini ve tüm dünyanın büyük depremlerle sona doğru gideceği savundu.

Jüpiter Etkisi olarak bilinen bu durumda dünya genelinde oluşacak sahneyi gözümüzde canlandırmak zor olmasa gerek… Ülkemizde ya da Dünya genelinde yaşanan büyük ölçekte depremleri incelediğimizde karşılaşacağımız zorlukları bir düşünün.

Böyle bir durumda hayatta kalmak önce depremi ciddiye almakla başlar. Deprem ile ilgili alınacak önlemler ve bu konu hakkında aldığınız eğitimler, öncelikli olarak sizi hayatta tutacaktır. Deprem konusunun da bizim size burada söyleyebileceğimiz en önemli şey Deprem Çantanızın Hazır olmasıdır.

Konuyla ilgili hazırlığı ‘’Afet ve Acil Durum Çantası Nasıl Hazırlanmalı?’’ AFAD sayfasında bulabilirsiniz. Ayrıca unutmayın bu çanta bize sadece enkaz altında kaldığımızda lazım olmayacak. Deprem sonrası kendimizi sokakta da bulabiliriz. Çanta hazırlığını yaparken bunları da göz önünde bulundurmakta fayda var.

Deprem Çantanızı Hazırlayın…

Jüpiter Etkisi’nde bahsedilen bir senaryoda işler biraz daha karışabilir. Yani kendimizi büyük bir kaosun içinde bulabiliriz. Dünya genelinde yaşanacak böyle bir depremde hayatta kalma çabası biraz daha kişiselleşebilir. Yani enkaz altında ya da dışında kurtarılmayı ve yardım gelmesini beklemek zaman kaybı olabilir. İşte bu durumda hayatta kalma disiplini devreye giriyor. İyi bir senaryoda enkazdan kurtulmuş ve dışarda kalmışsak bizi bekleyenlere bir göz atalım.

Gerekenler:

  • Psikolojik etkenler (Ruh haliniz ve dış etkenler)
  • Hava Şartları (Özellikle Kış Mevsimi)
  • Hastalıklar (Grip, Covid vb.)
  • Kaos (İnsanların Telaşı, Kalabalık, Kargaşa, Panik)
  • Yiyecek Bulmak ( Böyle bir kaosta market ya da benzeri yerlerden alışveriş yapmak olanaksız olacaktır.)
  • Su Bulmak ( Su en önemli unsurlardan biridir ve bize ilk gereken şeydir.)
  • Barınak Bulmak (Bizi iklim şartları başta olmak üzere tüm dış etkenlerden koruyacak bir yer)
  • Yağmacılar (Her deprem de yaşanan olaylardandır.)

Yukarıda sıraladığımız ana başlıkları daha da genişletmek mümkün. Ancak temel olarak bu konu başlıkları bizim karşılaşmamız muhtemel durumlar olduğundan bu konuya hazırlanmaya bu konu başlıklarından başlayabiliriz. Ayrıca depremlerin sürekliliği karşısında da psikolojik olarak bu duruma kendimizi iyi hazırlamalıyız. Ayrıca barınmak için güvenli yerler seçmekte faydalı olacaktır. Böylesine büyük bir felakette yerkürenin hareketleri iklim değişikliği ve atmosfer yapısını da değiştireceğinden hayatta kalmak gerçekten zor olacaktır.

Bu senaryoda olmazsa olmazımız ‘’Deprem Çantası’’nı tekrar hatırlatmak istiyoruz. Tabi bu senaryoda ki deprem çantasının içeriğinde kendimizi savunmamız için gereken ekipmanlara da yer vermeliyiz. Konu uzun olduğundan  bu çanta içeriğinin detaylarını başka bir yazımızda ele alırız.

Zombi Kıyameti

Nedir bu Zombilerden çektiğimiz? Tamamen Bilim Kurgu olan Zombiler özellikle film, dizi ve oyunlarla hayatımıza girdiği günden bu zamana hep ilgimizi çekmiştir ve Postapokaliptik denince ilk akla gelen senaryolar arasında yerini almıştır.

Gelin önce kısaca Zombi nedir buna bakalım…

Zombi Nedir?

Zombi, Vudunun (Vudu ya da Voodoo) Afro-Caribbean ve Creole ruhani inanç sistemlerinde ölümsüz bir insandır. Bu kavram Şamanistik hekimlik vasıtasıyla insanlar arasında korku salmak amacıyla yapılan büyüler olarak da tanımlanabilir.

Kanadalı etnobotanist ‘’Wade Davis’’ zombilerin farmakolojik durumu ile ilgili 1985 yılında The Serpent and the Rainbow (Yılan ve Gökkuşağı) ve 1988 yılında Passage of Darkness: The Ethnobiology of the Haitian Zombie (Karanlığın pasajı: Haitili zombilerin etnobiyolojisi) iki adet kitap yazmıştır. Haiti’de yaptığı bir araştırmada, insanlar üstünde farklı etkilere yol açan bitkisel tozlardan bahsetmiştir. Bu özel etkinin insanı Zombi’ye dönüştürdüğünü öne süren Wade Davis, Zombi kavramını ilk popüler hale getiren kişiler arasında yerini almıştır.

Şimdide insanı zombiye çeviren bu bitkinin ne olduğuna bakalım:

Coup de Poudre (Fransızca: ‘toz çarpması’)

İçerisinde Tetrodotoksin (Tetrodotoxin) (TTX) maddesi bulunan bu bitkidir. Hiç bir Panzehir olmayan güçlü bir nörotoksindir. Tetrodotoksine karşı farelerde olası bir panzehir başarılı bir şekilde test edilmiştir, ancak insanlarda etkinliğini belirlemek için başka testlerin de yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır.

İsmini, kurbağa balığı (Tetraodontidae), kirpi balığı (Diodontidae), Güneş balığı (Mola mola) ve çotira balığı (Balistidae) gibi türleri içeren bir takımın ismi olan Tetraodontiformesden alır.

Zombi ya da bizde ki adıyla ‘’Hortlak’’ teriminin çıkış noktasını ve gerçek zombilerin ne olduğunu kısa da olsa bu konu içinde görmüş olduk.

Sonrasında bu konu sinema evrenine ilk olarak siyasi bir film amacıyla girmek istese de, Korku Filmi olarak raflarda yerini almıştır. İlerleyen dönemde de Zombiler bizim için tehlike unsuru alarak teknoloji ile birlikte sürekli mutasyona uğramıştır. Neden teknoloji dedim? Çünkü filmleri mantıklı yapmaya çalışmakta ayrı bir sanat… İlk tip zombi modelleri ayaklarını yere sürüyen ve sadece beyin yiyen varlıklarken sonradan bu Zombiler yarım bina yüksekliğinde zıplayabilen pelerinsiz Süpermen’lere dönmüşlerdir. Peki gerçekten Zombi Salgını diye bir şey olsa sizce zombiler nasıl olurdu?

GÖZAT  Kamp Alışverişlerinizde Olması Gereken Lezzetler

Zombi Evreni

Zombie World

Şimdi de bu konuyu ciddiye alıp Zombi Evreninde hayatta kalmaya çalışalım.

Böyle bir evrende Zombiler çok güçlü ve süper güçlere sahip olmazlardı diyebiliriz. Çünkü insanı zombiye çeviren şey ilk çıkış noktasını referans alırsak, uyuşturucu bir toz ve insanlar ölü gibi hareketsiz ve tepkisiz canlılara dönüşüyor. İçinde bulunan etken maddenin bazı canlılarda bulunması ve bu canlılarında insanlar tarafından tüketilmesi sonucunda oluşan virüsün mutasyona uğraması ile de zombi virüsü denen şey ortaya çıkabilir.

Hatta bunu günümüze uyarlarsak Çin’de ortaya çıkan bu virüs insana bir canlıdan bulaştı ve mutasyona uğradı. İlerde nasıl bir mutasyona uğrayacağını da bilemeyiz. Belki kendi belki de onu yok etmek için emek harcadığımız o çareler onu zapt edilmez bir virüse çevirecek ve al sana zombi evreni. Bu evrende zombiler bana göre çok uzun süre yaşamayan hastalıklı, bilinçsiz, halsiz varlıklara dönüşebilirler.

Peki sonra ne olacak? Bize sinemanın söylediği herkes silahlansın ve kafalara nişan alıp ateş etsin. Bak şimdi rahatladım, çaresi varmış…

Gerekenler:

Şimdi bu evrende bizi bekleyen şeylere bir göz atalım:

  • Hastalık (Enfekte olma durumu)
  • Psikolojik Etkenler (Ruh haliniz ve dış etkenler)
  • Plan (Bu senaryo karşısında mutlaka bir planınız olmalı)
  • Hava Şartları (Özellikle Kış Mevsimi)
  • Kaos (İnsanların Telaşı, Kalabalık, Kargaşa, Panik)
  • Yiyecek Bulmak (Erzak)
  • Su Bulmak ( Su en önemli unsurlardan biridir ve bize ilk gereken şeydir.)
  • Barınak – Sığınak Bulmak (Bizi iklim şartları başta olmak üzere tüm dış etkenlerden koruyacak bir yer)
  • Ekipman (Kamp ekipmanları)
  • Yağmacılar (Bu evrende bunlara toplayıcılar ya da Erzakçılar denilmektedir.)
  • Silahlar (Ateşli ve Ateşsiz Silahlar bulmak ve kullanmayı bilmek)
  • Yön Bulmak (Sürekli hareket halinde olmak gerekebilir)
  • Dikkatli Olmak (Algıların açık olması ve minimum hata olması gerekir)
  • Sağlık Bilgisi (Önemli)
  • Telsiz kullanmak.
  • Harita ve Pusula Bilgisi

Yukarıda saydığımız bizi bekleyen durumları kısaca bu şekilde sıralayabiliriz. Detaylara girmiyorum belki başka bir yazıda bu konu üstünde detaylı bir şeyler yazabiliriz. Ama söylemek istediğim önemli şeyler var.

Bu senaryonun dünya genelinde popüler hale gelmesini sağlayan sinema sektörü bize görsel olarak bir şeyler sunarken, dikkat ettiğim şey sürekli şiddeti empoze etmektedir. Söylediğimi yanlış anlamayın! Gidip Zombi virüsü kapmış ya da başka bir virüs kapmış birini öpün demiyorum. Sadece hayatta kalmak için insanlığınızdan çıkmayın demeye çalışıyorum.

En tehlikeli canlı aç insandır!

Sürekli bu ya da buna benzer şeylerle böyle bir evrende insanları birbirine düşman etme durumu yaşanıyor. Yani herkes zombiye dönüşecek dönüşmeyen bizim haricimizde kim varsa düşman olacak, yok öyle bir şey…

Bireysel ve Grup olarak Hayatta Kalmak demiştik, işte böyle bir senaryonun içinde tek başına hareket etmek oldukça olanaksız gözüküyor. Çünkü kimin dost kimin düşman ya da tehlikeli olacağını algılamamız ve hızlı karar verip hızlı aksiyon almanız zor olabilir. Bu yüzden grup olarak hareket etmek ve bunu yaparken de doğru bir şekilde yapmak gerekir. Bunun içinde doğru eğitimleri almakta fayda var.

Böyle bir senaryoda başlangıcın ne zaman olacağı sinyallerini önceden vereceği için hazırlanmak için vaktiniz olacaktır. Durum git gide kötüye gittiğinde önceden hazırladığınız planı devreye sokma vakti gelmiştir. Ama şunu unutmayın hazırladığınız plan yaşanan durumdan dolayı istediğiniz gibi gitmeye bilir. Bu yüzden alternatif planlara da ihtiyacınız olacaktır.

Tehlikeli ve bulaşıcı bir virüsten bahsediyorsak ilk olarak kendimize bulaşmasını engellemek ya da riski azaltmak için gerekeni yapmalıyız. Maske dezenfektan ve önceden belirtilmiş ilaç benzeri ne varsa temin etmemiz gerekmektedir. Birde başlangıç dediğimiz sürecin yayılma hızı önemli. Tahmininizden hızlı yayıldıysa ve siz kalabalık bir şehir merkezindeyseniz panik yapmayın. Yapılması gereken durumun yatışmasını beklemektir. Kendinizi hastalığın kol gezdiği bir kalabalığın içine atmış olmazsınız.

Bu senaryo ile ilgili çokça konuşulan yanlış hamlelerden biride doğaya kaçmak. İnsanların az olduğunu düşündüğünüz ve kendinizi güvende hissedeceğiniz bu ortam bulunduğunuz durumdan daha tehlikeli olabilir. Çünkü yolların trafiğe kapandığı büyükşehirlerden koşarak kaçmaya çalışan sadece siz olmayacaksınız. Kaldı ki virüsten hızlı koşabildiniz diyelim, emin olun güvendiğiniz doğa size merhamet göstermeyebilir. Doğada hayatta kalma teknikleri bilgisine ve becerisine sahip olan kişilerin bile zorlandığı doğa, sizi yok etmek için çokta zorlanmayacaktır.

Genel anlamda en üst hayatta kalma önceliklerini üçler kuralı olarak listeleyebiliriz. Bununla ilgili makaleyi buradan okuyabilirsiniz.

  • 3 dk Oksijensiz (Birçok insan oksijen ihtiyacını bu kuralın dışında bırakır, ancak en yüksek hayatta kalma önceliğini oluşturur.)
  • 30 dk Vücut sıcaklığınızı muhafaza etmeden
  • 3 Gün Susuz
  • 30 Gün Yemeksiz

Erzak ve malzememizi de kullanmayı bilmek önemlidir. Almamız gereken besin miktarını idareli kullanmak ve tüketimimizi minimumda tutmak önemlidir.

Gittiğiniz ya da gideceğiniz yönü bilmeniz gerekmektedir bu durumda harita ve pusula kullanma bilgisine ihtiyacınız olacak. Ayrıca telsizinizde yanınızda olmalı. Başkaları ya da arkadaşlarınıza ulaşmak için tek seçeneğiniz telsiz olacak. Olayların gelişimini takip etmek, kendinize güvenli bir alan bulmak ya da oluşturmak, hayatınızı idame ettirecek kaynaklara sahip olmak ve en önemlisi tüm bunlar yaşanırken sakin olup doğru karar vermek öncelikleriniz olacaktır.

Kötü niyetli insanlardan korunmak için yine birçok bilgi ve eğitim şart. Yakın dövüş sanatlarından en az bir tanesi (Savunma Amaçlı) bilmek, hem kendinize olan güveninizi hem de yanınızda ki insanların güvenini ayakta tutacaktır. Fakat konumuz bir virüs olduğu için çok yakın temasta bulunmamaya dikkat etmemiz gerekmektedir.

Kendinizi saldırganlara karşı korumak için kullanacağınız silah seçimi tamamen bulunduğunuz ortama ve ihtiyacınıza göre farklılık göstermektedir. Bu konulara ilgi duyan kişilerin en çok üstünde durduğu gereklilik silahlardır ve bu konuda birçok fikir ortaya atılmaktadır. Öncelikle silahın bize neden gerekli olduğunu konuşmak gerekiyor. Tabi ki ilk etapta kendimizi savunmak verilecek ilk cevap olacaktır. Peki, kendinizi savunmak için nelere ihtiyacınız olacak?

  • Ateşli Silahlar (Yivli – Yivsiz)
  • Ateşsiz Silahlar (Bıçak, Balta, Bezbolsopası vb.)

Yiv ateşli silahlarda merminin yolunda seyrederken dönme hareketi kazanmasını sağlayan namlu içine açılmış birbirine paralel kabarıklıklardan oluşan ve namlu içine spiral görüntü kazandıran kabartı ve oyuklardır. Bu tip mermilerin olayı daha uzun mesafelere daha etkili atış yapabilmeyi sağlamaktır. Lakin bu mermileri öyle kolayca her yerde bulamazsınız. Ayrıca Yivli tüfek ruhsatı almakta öyle kolay bir iş değildir. Bu yüzden Yivsiz Av Tüfekleri bizim için ideal seçim olacaktır. Bu konuyu ayrı bir makale de ele alacağız.

GÖZAT  Döküm Tavada Ekmek Yapımı (Tan Altay)

Sağlık bilgisi önemli demiştik. Açık bir yarayı tedavi etmekten kırıklara yapılacak müdehaleye kadar kadar birçok bilgiyi öğrenmemiz gerekiyor. Aksi taktirde başımıza gelebilecek en küçük bir sorun böylesine virüs dolu bir evrende sonumuzu getirebilir.

Doğada besin ihtiyacımızı giderecek birçok bitki mevcut ayrıca şifa özelliği olan bitkiler de işimize yarayabilir. Bunların yanı sıra belli bir süre toplayıcı statüsünde takılmak zorunda kalabilirsiniz. Yine dikkatli ve sessiz olmak önemlidir.

Malthus Felaketi

Thomas Robert Malthus

Thomas Robert Malthus, İngiliz nüfus bilimci ve politik iktisat teorisyeni.

1798’de Nüfus Prensibi Üzerine Bir Deneme adlı kitabında, kendi adı ile anılan bir felaket teorisi geliştirmiştir. Malthus felaketi, Malthus kapanı, Malthus krizi vb. isimlerle de bilinmektedir. Teori, artan nüfusun, tarımsal üretim kapasitesini aşacağı tahminine dayanır. Malthus’a göre insan nüfusu, geometrik olarak her 25 yılda kabaca 2 katına çıkmaktadır, oysa gıda üretiminin artışı aritmetiktir ve bu iki gelişim bir noktada kıtlığa yol açacaktır.

Yani şimdi de karşımızda bir kıtlık senaryosu var. 1798 yılında ortaya atılan bu teori her dönemde güncel kalmayı başarmıştır. Günümüzde sadece tarım değil hayvancılık ve diğer üretimlerin hatta dünya kaynaklarının bile yeterli olmayacağı konusunda hesaplamalar yapılmakta. Bu senaryoda karşımızda ki düşman insanın ta kendisi olacaktır. Ne zombiler ne de uzaylıların olmadığı ve kaynakların hızla tükendiği bir dünyada muhtemel savaşlar kapıda olacaktır.

Katıldığım bir eğitim vardı. ‘’Savaş şartların da sivil olarak hayatı idame’’ adını taşıyan bu eğitimde öğrendiklerim bana çok farklı planlar yapmamı sağlamıştı. Aslında en iyi öğrendiğim şey şuydu:

‘’Kendi yaptığım araştırmalar ya da deneyimlerin dışında farklı bir bakış açısına sahip olmadan hayatta kalma konuları yetersiz oluyormuş.’’

Kesinlikle söyleyebileceğim cümle tam olarak bu…

Sizde bu konulara ilgi duyuyorsanız kesinlikle bu tip eğitimlere gidip konunun uzmanı kişilerden eğitim alın. Aldığınız bu eğitim bir gün bir yerde mutlaka işinize yarayacaktır. Ayrıca işe yaraması için illa bir zombi ya da uzaylı istilasının olmasına da gerek yok.

 Uzaylı İstilası

War of the Worlds (Dünyaların Savaşı / 2005)

 Alın size ‘’Hadi canım’’ dedirten türden bir senaryo. Uzaylılar mı? Bu konuyla ilgili konuşulan o kadar çok şey var ki…

Günün birinde çat kapı bir uzaylı istilası olsa kimse şaşırmaz diyebiliriz ama öyle bir durumda çok büyük panik ve kaos olacağı kesin. Uzaylılara karşı alacağımız önlemler diye başlayıp saçmalamak istemiyorum. Bu konuda yapılabilecekler Zombi Salgınında yapılacaklarla aynı diyebiliriz. Öncelikle hayatta kalmak için gerekli donanım ve bilgiye sahip olmalıyız. Tabi ki böyle bir saldırının boyutu ve vereceği hasar dünya geneli için de iyi olmaya bilir. Bilmem kaç milyon ışık yılı öteden gelmiş dünya dışı akıllı varlıkları zombiler kadar masum olmayacağı kesin.

Bu konuda bize avantaj sağlayacak tek şey bulunduğumuz bölge bizim bölgemiz olduğundan bu durumu iyi kullanmamız gerekmektedir. Birde eski çağlarda yaşanan savaşları yada istila niteliğinde saldırıları gözlemlediğimizde yeraltına çekilmek mantıklı olabilir. Ayrıca düşman hakkında edinilecek bilgilerde zayıf taraflarını keşfetmemizi sağlayabilir. Düşmanın zayıf tarafını bilmek de bizim güçlü olduğumuz bir avantajdır.

Gezegenler arası Kontaminasyon

Hazır konu uzaydan açılmışken yine buradan devam edelim. İki tür olası gezegenler arası kirlenme vardır. Bunlar ‘’İleri Kirlenme’’ ve ‘’Geri Kirlenme’’ olarak iki çeşittir.

İleri Kirlenme:

İleri kirlenme dediğimiz, yaşamın ve diğer kirlenme biçimlerinin Dünya’dan başka bir gök cismine aktarılmasıdır.

Geri Kirlenme:

Geri kontaminasyon, dünya dışı organizmaların ve diğer kontaminasyon türlerinin Dünya’nın biyosferine girmesidir. Uzaydan getirilen numune dönüş sondaları veya geri dönen ekipler, diğer gezegenlerden mikroskobik biyolojik kirletici maddeler getirebilir. Gelen bu mikroskobik maddeler bize ve dünyamıza zarar verebilir. İşte bu nedenden Astronotlar ve getirilen uzay örmekleri temiz olduklarından emin olana kadar karantinada tutulurlar.

Birde değişik bir teori de, aslında uzaylı istilası sanıldığı gibi kocaman gemilerle ya da ışın saçan silahlarla olmayacak. Aksine Mikroorganizma boyutunda zeki varlıkların insan bedenine girerek insanlığı ele geçirmesi durumu da olabilir. Bu ucu çok açık bir konu ve bu konuyla ilgili birçok teori mevcuttur. Böyle bir senaryoda da yine hayatta kalmanın formüllerini kendi bilgi ve yeteneğinize göre yorumlayabilirsiniz.

Asteroit Çarpması

Böyle bir olay yaşandıktan sonra eğer hala yaşıyorsak bizi nelerin beklediğini öğrenmek için sanırım herkes nereye bakması gerektiğini biliyor. Dinozorların yok olmasına neden olan tam da böyle bir olaydı. Peki, o dönemden günümüze kadar gelmeyi başaran canlılar bunu nasıl yaptı?

İklimlerin, hava basıncının ve birçok şeyin değiştiği bu dünya da yaşamak oldukça zor olacaktır. Öncelikle gıda ve su ardından da iklim soğuması bizi bekleyen en büyük tehlikeler olacaktır.

Nükleer Savaş

Dünyayı yok etme işini tekrar elimize alalım ve şu bombaların etkisini görmek için gözümüzü Çernobil’e çevirelim. Hatta Nükleer silahların ne kadar yıkıcı olabileceğinin en güzel örneklerinden biri Hiroşima olayını da inceleyebiliriz. Saldırının yıkıcılığı bir yana diğer taraftan bir de radyasyon rahatsızlıklarının boyutu da ortadadır.

İyonlaştırıcı radyasyon (minerallerde, atom bombalarında ve nükleer reaktörlerde bulacağınız türden) DNA’yı yok eder, onu zayıflatır ve parçalar, böylece korkunç bir son bizi bekler. Bir bombanın verdiği zarar ortadayken bir de kabaca kimin neye sahip olduğuna bakalım: Dokuz ülke toplam 13.860 nükleer silaha sahip – ABD ve Rusya bunların yüzde 92’sine sahip. Nükleer tehditleri azaltmaya adanmış bir kuruluş olan Ploughshares Fund, Rusya’nın 6.490 silahı olduğunu, ABD’nin 6.185, Fransa 300, Çin 290, İngiltere 215, Pakistan 150, Hindistan 130, İsrail 80 ve Kuzey Kore 20 olduğunu bildiriyor. Bu rakamlara bakıldığında sanırım şu an dünyayı küle çevirecek bir tehlikeden bahsettiğimizi görebiliyorsunuzdur.

Tabi ki dünyayı yok etmek kimsenin işine gelmez. Fakat bir nedenden bu tip bir saldırıya maruz kalırsak bizim ilk ihtiyacımız bir sığınak olacaktır. Bahsettiğimiz sığınakta öyle apartman bodrum katında bisikletlerinizi koyduğunuz tarzda değil. Nükleer saldırılara dayanıklı, havalandırma sistemi olan ve içerisinde ihtiyaçlara karşılık verecek donanıma sahip bu sığınakta saldırılardan kendimizi koruyabiliriz.

Çok uzun bir süre psikolojimizi bozmadan sığınakta kaldığımızı varsayalım ve sığınağın kapısını açtığımızı gözümüzün önüne getirelim. Kapı açıldığında nasıl bir dünyanın bizi beklediğini sanırım biliyorsunuz. İşte burada hayatta kalmak gerçekten teknik ve bilimsel bir sürü bilgi gerektiriyor. Bilinçsizce ‘’Bana bir şey olmaz’’ diyerek dışarıya attığınız o ilk adımdan sonra kuyruk sokumunuzdan çıkan kuyrukla ömrünüzün sonuna kadar barışık yaşamayı da göze almalısınız.

Kömür tozundan maske yapmak bu uzun vade de radyasyonu bizden uzak tutmayabilir.

Pandemi

Böyle bir senaryoyu sanırım anlatmama gerek yok. Hali hazırda şu an içinde yaşıyoruz zaten. Ama bazı araştırmacı ve teorisyenlere göre aslında daha fragmanı izledik.

GÖZAT  Hayatta Kalma: Kar Probu ve Kar Küreği Nasıl Kullanılır?

1918-20’de 500 milyon insanı enfekte eden ve 50 milyon kişiyi öldüren İspanyol Gribi ve 1980’lerde durdurulamaz görünen bir başka güç olan yıkıcı HIV salgını hepimiz biliyoruz. Günümüzde şuana kadar Covid-19 virüsünden dünya genelinde hayatını kaybeden insanların sayısı 2 milyon 659 bin 836 kişiyi buldu ve 96 milyon 589 bin 356 kişi virüsü yenerek sağlığına kavuştu.

Peki, Pandemi bizi nasıl bir sona götürür? Yine komplo teorisyenlerine göre böyle bir salgında ortaya çıkan virüsün birçok sonucu olabilir. Mutasyona uğrayan virüs bizi zombi evrenine taşırken farklı sonuçlarda doğurabilir. Aslında bu tip bir olayın en gerçekçi tarafı yayılan bu salgının kontrolden çıkarak insanoğlunun dünyadan yok olma tehlikesi. Yine Teorisyenlere göre günümüzde yaşadığımız bu pandeminin de nedeni dünya nüfusunu azaltma projesi ve bunu kontrollü yapan birileri var.

Her kim yapıyor ya da her nasıl oluyor bilemeyiz. Konuyu her yöne çekmek mümkün ancak bildiğimiz şey bu yeni şekillenen dünya da bir şekilde hayatta kalmak zorundayız. Öncelikle belirlenen kurallara uyarak önlemlerimizi alırken durumun uzaması ve kontrolden çıkması bölümünü de göz ardı etmemeliyiz. Böyle bir durumda yine bize gerekli olan birçok yetenek ve bilgi gerekli olacak. Sürekli bunu söyleme nedenim aynı şeyleri tekrarlamayarak konunun sonunda bunların hepsini bir yere bağlayacak olmamdır.

Küresel Isınma

Küresel Isınma Gerçek Bir Felaket Olabilir…

Alın size gerçek. Biri Postapokaliptik bir dünya mı dedi? Distopya ne mi?

İklim değişiklikleri, bilimsel olarak klimatoloji dalına göre incelenen bir tür atmosferik ya da astronomik değişikliklerdir. İklim sistemi, içsel ve insani etkiler, Güneş’in periyodik aktiviteleri ve sera gazları, vb. nedenlerden etkilenmektedir. Küresel ısınma ve küresel soğuma iklim değişiklikleri için iki büyük nedendir.

Küresel Isınma, atmosferdeki ısının orada kalmasını sağlayarak iklimlerin normalin üzerinde sıcak olmasını sağlar. Bu sayede kış mevsimi her zamankinden sıcak olabilir ya da yaz mevsimi çok sıcak olabilir. Ayrıca buzulların sıcaklık nedeniyle erimesi, Dünya’nın büyük bir kısmının su altında kalması en sonunda ise Dünya’daki suların buharlaşarak büyük bir su problemi yaşanması olanaklar içindedir.

Küresel Soğuma, Dünya bir gezegen ve sönmüş bir yıldızdır. Milyarlarca yıl önce üç adet jeolojik zamandan geçerek soğudu. Bunun sonucunda buz devirleri oluştu. 2008’de yayınlanan yazarları John Lloyd ve John Mitchinson olan Cahillikler Kitabı adlı kitapta şu an son buzul çağında olduğumuzu belirtmiştir. Bu da hâlen 3.Jeolojik Zaman’ın etkisinde olduğumuzu gösterir.

Yani suyun gerçekten ne kadar önemli olduğunu anlamamız için bunların yaşanması mı gerekiyor?

Böyle bir dünya da su bulma ya da arıtma teknikleri ne denli işe yarar bilemeyiz.

Cybergeddon

Şimdi ki senaryomuz da tüm bilgisayar ağı, faaliyetlerinin ve sistemlerin potansiyel büyük ölçekli sabotajını konu alıyor. Bu saldırıların da, bankaların ve endüstriyel kontrol sistemlerinin hedef alınması muhtemeldir. Böyle bir sistemin çökmesi sonucu yine kaos kapıda demektir. Mum ışığında yenen o romantik akşam yemekleri tekrar moda olacak diye düşünürken birden tüm dünyanın mum ışında romantik yemek yiyemeyeceği gerçeği beni kendime getiriyor. Bununla ilgili önlemler zaten alınmış durumda olsa da böyle bir durumda söz konusu.

Böyle bir dünyada hayatta kalmak diğerlerine göre daha rahat gözükse de psikolojik ve sosyal açıdan büyük bir yıkım olacağı kesin. Beraberinde getirdiği İlaç, gıda vb. gereksinimlerinde zincir halkalarının teker teker kopması sonucu buyurun bir felaket dünya senaryosu daha…

Sonuç

Yazımızda bahsettiğimiz Postapokaliptik senaryolar ve bunlara ilave edeceğimiz onlarcasında hep insan hayatta kalmaya çalışıyor. Peki Neden? Asıl sorulacak soru bu…

Aslında buna hayatta kalma arzusu diyebiliriz ve hatta Hayatta kalmanın, zihinsel bir bakış açısı olduğunu söylemekte yanlış olmaz. Bir içgüdü ya da amaçta diyebilirsiniz. Önemli olan hayatta kalmak ve bunu yaparken sevdiklerimizi değer verdiklerimizi de koruyabilmek. Bu makaleyi yazarken neden böyle uç noktalardan örnekler verdik? Aslında bununda bir nedeni var.

Hayatta kalmak konusu ister ormanda kaybolan bir kişinin hikâyesi olsun, ister zombilerle dolu bir dünyada kafasında kovboy şapkasıyla gezen Rick Grimes’in hikâyesi olsun değişen hiç bir şey yok. Buna emin olun… Nerde ne zaman ne yapman gerektiğini bildiğin ve bunu doğru uyguladığın takdirde hayatta kalma yüzdeni arttırmış olursun. İnsan öğrenen bir varlıktır ve zekâsı ile yapamayacağı şey yoktur. Doğru bilgiyi öğrenmek ve öğrendiği bu bilgileri uygulayabilmek konumuz olan hayatta kalmak disiplininin temelidir.

Hayatta kalmak için araştırdığınız ya da incelediğiniz tüm bilgiler ve uyguladığınız beceriler sizin bu hayattaki adımlarınızdır. Ancak bunu yaparken doğru yürümeyi bilmek gerekir. Attığınız her yanlış adımda sizi tehlikeye götürecektir. Hayatta kalmak için edindiğiniz bir silah sizi kendi sonunuza götürürken, cebinizde ki minicik bir çakı hayatınızı kurtarabilir.

Hayatta Kalmanın Temel Becerileri (Kısaca):

Şimdi şu konuşmayı da yaptıktan sonra gelelim Hayatta Kalmanın temel bilgilerine. Bu bilgileri paylaşmadan önce yine yanlış yorumlanan bir konuya da açıklık getireyim. Aşağıda konu başlıkları ile belirteceğimiz temel hayatta kalma bilgilerinin sıralamasını bizim yazdığımız sıraya göre yapmaya çalışmayın! Yani ilk sırada barınak yazıyor diye susamışken barınak yapmayın. Bu sıralama tamamen ihtiyaçlarınız doğrultusunda sıralanmaktadır. Ayrıca dediğimiz gibi tekrar belirtelim hayatta kalma disiplini çok geniş kapsamlı bir bilgidir. Burada sadece temel bilgiler belirtilmiştir.

Psikolojik ve Mental Beceriler

  • Sakin olmak ve durum değerlendirmesi yapmak
  • Acele etmemek ve doğru kararlar vermek
  • Nerede ve ne şartlarda olduğunu hatırlamak
  • Korku ve endişeden kurtulmak
  • Yaşamanın değerini bilmek

Temel Beceriler

  • Yön Bulmak
  • İçme suyu bulmak ve arıtmak
  • Yiyecek bulmak
  • Ateş yakmak
  • Barınak yapmak
  • El becerilerini kullanmak

Bunlar Hayatta Kalmanın Temel becerileri olarak sırtlandırılabilir. Konu geniş kapsamlı olduğu için ayrı bir yazı olarak sitemizde bulabilirsiniz. Ancak bu kısa maddeleri bile tam olarak anlayıp uygulamadan hayatta kalma konusunu ne bir silaha ne de bir doğa aktivitesine bağlayamazsınız. Bushcraft aktivitesi bir hayatta kalma becerisi olabilir ancak tamamını kapsamaz ya da elinize aldığınız silah niteliğinde her hangi bir obje sizin hayatta kalmanızı sağlamaz. O yüzden koşmayı öğrenmeden önce yürümeyi öğrenmekte fayda var.

Ayrıca konunun uzmanı kişilerden eğitim almak için Türkiye’de kurulmuş ilk oluşumlardan biri olan Hayatta Kalma Okulu ile iletişime geçebilirsiniz. Bu tip konuları eğitmenlerden öğrenmek size aşırı deneyim ve tecrübe kazandıracaktır.

Bu yazının sonunda belirttiğimiz tüm senaryoların teorilerden ibaret olduğunu bir kez daha hatırlatmak isteriz. Postapokaliptik konuları araştıran arkadaşlarımıza yol gösteren bir yazı olduğunu umut ediyoruz. Ayrıca önümüzde güzel, sağlıklı, mutlu günler olması dileği ile hoşçakalın…

Oy Verebilirsiniz.
[Toplam Oy: Ortalama: ]
Egemen İzmirli
Kendini doğaya adamış maceraperest, doğa adamı, iç mimar ve blog yazarı.